Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta BBC Türkçe Servisi’nin sorularını yanıtlarken söylediği “Ülkemde 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz.. Yarın, gerekirse bu yüz binine hadi siz de memleketinize diyeceğim, bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar. Ülkemde de tutmak zorunda değilim” şeklindeki sözlerin yankıları hafta boyunca ilginçleşerek sürdü ve hayli öğretici oldu.
AKP yanlısı basının bu sözlere bir tür karartma uyguladığını öne sürmüştüm geçen hafta. Erdoğan’ın ve Hükümet üyelerinin takip eden günlerdeki tutumları bu tip bir karartmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Zira eylemi üstlenen pek olmadı. Erdoğan, baktı ki durum pek de parlak değil, iki gün sonra “Sözlerimi çarpıtıyorlar” demek zorunda kaldı. Yani söylenen söylendi tabii onu geri alamıyor da, efendim, basın çarpıtmış. Ciddiye alınmadı bu açıklama. Sonra baktı ki Erdoğan, bu çarpıtma argümanından ilerleme olmayacak “Kaçak dediğimi vurgulamıyorlar. Ben kaçakları kastetmiştim” deyiverdi. Oysa ki basın, yani bir kısım basın, açıklamayı gayet iyi anlamış ve aktarmıştı. Buralardan bir sonuç elde edemeyince kendisini eleştiren yazarlara yüklenmeye başladı. Hedefinde de Cengiz Çandar vardı. Zira Çandar bu meşhur sözlerden sonra “Başbakan’ın özür borcu var” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Erdoğan’ın Çandar’a yanıtı şöyle oldu: “Bana özür dilemelidir tavsiyesinde bulunanlara sesleniyorum, kimden özür dileyeceğimizi çok iyi biliyorum. Sen kimin avukatısın yahu? Bir defa dürüst ol. Doğrunun avukatı ol, yanlışın değil... Biz yolumuzda aynen devam edeceğiz.”